Archive for the ‘Political’ Category
Türkiye İsrail İlişkilerin de “Ayrılık” Sinyali midir? Görünen..!
Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerde yaşanan gerilim, İsrail’in Gazze saldırılarının hemen ardından başlamış ve Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e “ Siz adam öldürmeyi çok iyi bilirsiniz.” Sözleriyle iyice tırmanmıştı. Asker sivil ayrımı yapmadan karşısına çıkan her hedefi vuran İsrail kuvvetlerinin bu gözü dönmüşlüğünden duyulan gayet haklı ve insani gerekçelerin etkisiyle mi verilmişti bu tepki yoksa iç gündeme yönelik siyasi mesajlar mı? Verilmeye çalışılıyordu. O günlerde ikiye bölünen medyamız bununla neyin amaçlanmış olabileceğini uzun, uzun tartışmışlardı aralarında.
Aradan geçen sürede tam her şey unutuldu derken bu kez terörle mücadelede kullanılacak olan insansız hava aracı Heron’ların Türkiye’ye teslim şartları ile ilgili yaşanan sıkıntılar, ikili ilişkilerde erozyona uğrayan karşılıklı güvenin aslında ne denli yıpranmış olduğunun bir göstergesi haline gelmişti artık. Ortadoğu’da güçlenen ve üstelik kendi amaçları doğrultusunda bölgede inisiyatif almaya başlayan bir Türkiye ve üstelik, Irak’ta vakti zamanında yaşananlar nedeniyle İsrail’in bir düşmandan daha kurtulmuş olmasının sevinci henüz kursağında iken nüfuz kazanması, İsrail tarafındaki rahatsızlığın nedeni olabilir. Bu rahatsızlık belki de Türkiye’nin verdiği mesajlardan çok, ona İsrail’in anlamakta zorlandığı bu cür’eti veren dinamiklerle de ilgili olabilir. Öyle ya, komşuları ile barışık ve kendi sınırları içerisinde terör kaynaklı sorunlarını önemli ölçüde çözmüş, tarihin bugünlere miras bıraktığı sınır ötesi anlaşmazlıklarla uzlaşı zemini arayan bir Türkiye, nereye gitmekteydi böyle? Amerika eski müttefikinden vazgeçiyor olabilir miydi? İsrail’i bir şekilde içinde bulunduğu coğrafyada kendi kaderine terk edebilir miydi? Yâ da bir hami olarak vereceği desteği sınırlama kararı mı almıştı?
“Yurtta sulh dünya da sulh” ilkesini prensip edinmiş bir Türkiye’nin elbette hiçbir komşusu ile bugüne dek herhangi bir alıp veremediği bulunmamaktadır. Çepe çevre dört bir yanımızda nice zamandır sıcak savaşlara kadar her tür problem yaşanmışken dünya barışının tesis edilmesine verdiğimiz destek yeterince anlatılamıyor olmalı ki bu tür kuruntu ve vesveseye dayalı ön yargılı tepkilere maruz kalmaktayız.
“ Ayrılık” dizisi Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkileri çıkmaza sokmamalı. Orada bir dram yaşanmıştı ve birilerinin bunu anlatması kadar doğal bir şey olamaz. Biz doğruluğunu ya da yanlışlığını sorgulamadan nasıl bir izleyici olarak Yahudi katliamını konu edinen filmleri izliyor ve ardından orada kendilerine yapılan zulmü şiddetle kınıyor ve bu yapılanları tüm insanlığa karşı işlenen suçlar olarak kabul ediyorsak aynı şekilde Gazze’de yaşananları da insanlığın öğrenmeye hakkı olmalı diye düşünüyorum.
Aydın AKDENİZ
Lablace’in Şeytanı Gözüyle, İnsan Ve Politika !
Alacağı kararlarda belirleyici unsur ne idi gerçekte? Yaşamın kendine özgü o akıp giden kurgusunda önüne çıkan “özel” şartların kendisini almaya mecbur bıraktığı tavır ve duruşları kendi derinliği içerisinde yaşattığı ve aslını sorarsanız kendisinin dahi tam olarak emin olamadığı o, olası kimlik sahiplenmelerinden acaba hangisine karşılık gelmekte idi? Yaşamdan beklentilerine göre şekillenen tercihleri ve bunların toplamıyla kendisine ilişkilendirilen kimliği gerçekte hangi oranda içerisinde yaşatıp üzerine titrediği o “ ben” e ait birer gerçeklik olabilirdi? Gelecek zamanlarında olası bir “ben”i vardı. İçinde bulunduğu şu zaman diliminde basiret ve görüşüne kapalı olan ve asla doğruluğundan emin olamayacağı gelecekte ki eylemleri, niteliği belirsiz birer muamma olarak şimdiden beklemekte idi kendisini. Yüzünün kızarmasına neden olacak eylemleri olmamışsa dünden bugüne, bu belki de kendi aldığı kararların doğruluk yüzdesinin baskın çoğunluğundan öte tercihlerinin doğru bilinen değerlerden sapmasına neden olabilecek alınması zorunlu, kaçınılmaz bir takım müşküllerle henüz karşılaşmamasına bağlı olabilirdi. Peki ya aramızda sıradan birer insan olarak yaşamakta iken bir sabah uyandığımızda karşımıza suçlu biri olarak çıkıveren insanların durumuna ne demeli? Şartların, içindeki o kötü “ben” ile kendisini yüzleştirdiği talihsiz biri olarak mı bakacağız kendisine? Kendimizi avutmak için “ iyi bir insandı ama ..” şeklinde başlayan yargılamalarda mı bulunacağız? Ya da “ bu suça duyulan yatkınlık aslında irsi bir olgu imiş..” diyerek başkasının talihsizliğinden ders alacak yere çok bilmişliğimizi ortaya koymak için bunu bir fırsat olarak mı kabulleneceğiz? Ya ideolojik temelli suçlara ne demeli? Birilerini yargılamaya duyduğumuz kuvvetli ihtiraslarımız, bizde hangi yetiştirilme kusurlarının bir karşılığı olarak gösterir kendisini? Güç ve otoriteye sığınma, kendini bununla ifade etme isteği, varlık nedenimizi tanımlamaya yeterli olabilir mi şu kısacık yaşamda? Ya da birilerinin gözüne girme isteği ile sureti haktan görünerek başkalarının menfaati adına avazı çıktığı kadar bas bas bağırmak ve buna liberal bir kılıf bulmak..? Şu var ki, Lablace’in Şeytanı, insanlar arasındaki huzuru, dayanışmayı, hoşgörüyü ortadan kaldırabilecek her tür politik manipülasyonu en az bunun duayeni olan bizler kadar mükemmelen bilmekte imiş meğer…
Aydın AKDENİZ
Ortadoğu’nun çizilen yeni haritasında Şii bloğa karşı Türk- Kürt İttifakı
Problemin çözümü için bölge insanı önce, aralarındaki görüş ayrılığını hiç değilse şöyle bir süreliğine dahi olsa unutup rafa kaldırarak yerel coğrafi sınırların tarih boyunca kendisine sağladığı zenginlik ve fırsatların peşine, dayanışma içerisinde hep birlikte düşmeyi akıl etti mi acaba? Ya da gelişmiş ülkelerde benzerlerine bugün artık pek rastlanmayan anti demokratik uygulamaların neden olduğu problemlerin Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Irak’tan Orta Asya ve Hazar çevresine kadar kaçı dış mihraklarca planlanarak uygulanmakta? Uygulanabilmesi nasıl mümkün olabilmekte? Sosyo kültürel dokuya ait anlayış kalıpları, Irak, Afganistan, Pakistan, Gürcistan ve diğer Ortadoğulu devletlerde hiç değilse AB normlarına çekilemediği sürece dış odaklar tarafından yönlendiriliyor olmaktan şikâyet etmeye kimsenin hakkı bulunmadığı kanaatindeyim. Zayıf yönler bulunduğu sürece kıta ötesinden de ana kıtanın batı ve doğusundan da bölge için senaryo yazmaya hazır odaklar daima bulunacaktır ve bulunmuştur da. İşte, Irak çoktandır şu an resmi olmasa da fiili olarak üç ana bölgeye ayrılmış durumda. Senaryolara göre Irak’ın kuzeyinde bir kürt devleti, güneyinde ise bir şii devleti kurulacak. İran, Irak ve Suudi Arabistan Şiilerinden oluşan geniş bir şii kuşağı bölgede etkili olacak… Petrol havzalarının güvenliğini kontrol eden ABD ve sırtını petrole dayamış olan uluslararası sermaye tröstleriyle işbirliğine hazır bir oluşum. Karşı tarafta ise, bu ittifakı dengelemeye hazır bir başka oluşum; Türk-Kürt Sünni ittifakı. Şii olmayan Araplar, şii olsa da pers kökenli olmayan Azeriler hep bu dengeler içerisinde etnik ve dini kimlikleriyle bir ağırlık unsuru. Batı mentalitesinin beşeri hissiyatı bölücülüğe ve pragmatik beklentilere hesap konusu yapabilen arsızlığı. Oyunda piyon olmamak gibi bir sorumluluğu bulunan bölge aydınlarımız. Gözümüzü hep birlikte açmak zamanı geldi de geçiyor mu ne! Peki, bunca senaryo ve yazılıp çizilenler de neyin nesi böyle, dezenformasyon denilen mekanizma, zihinleri bunca bulandırmak için mi yazar, çizer bunları? Ama aşağıda koskoca bir, iki on yıla sığdırılan gerçekliği ile Irak’a ne demeli bugün?
Aydın AKDENİZ
Militarize olmuş “Barış” söylemlerinde, işgal sonrası bugünkü Irak
Irak’ın işgali ile bölgede başlayan ayrışma süreci şimdi oradan çekilme planlarıyla daha da hızlandırılmaya çalışılıyor gibi. Biz, Irak sınırları içinde meydana gelen kuşatma, patlama, işkence haber ve görüntülerine odaklanmış, savaşın kaba düz mantığının ortaya koyduğu sıradan olaylar ile ilgilenirken bu arada gözlerden ustalıkla kaçırılan siyasi, iktisadi ve askeri sonuçların gelişim sürecini sanırım yeterince anlama fırsatı bulamadık. İşgal, bölge üzerinde nüfuz sahibi ya da elde ettiği ticari ilişki ve ayrıcalığı siyasi bir nüfuz potansiyeline dönüştürme gayreti içerisinde olan tüm ülke ve yönetimlere ABD’nin verdiği bir mesajdı aslında. Etnik kimliklerin birbirlerine tahammül ve anlayış yetenekleri kuşatma öncesi ve sonrasında izlenen politikalarla sürekli olarak zorlanan bölge insanı, savaşın neden olduğu yıkımlarla iyice yıpranarak bölge coğrafyasında ayrışmalara neden olabilecek dinamik yapılara dönüştürüldü. Mezhep ve dini kimliklerde unutulmamış insanlığın uzlaşı ve hoşgörü yeteneklerinin tinsel bir mahiyette kendisini geliştirebildiği bu değerler, amaçları gereği huzur ve güven ortamı oluşturacak yere temsilci konumunda kabullenilen bugünkü önderlerinin, konumun gerektirdiği donanımdan uzak oluşları nedeniyle sorumluluklarını aldıkları kitleleri bambaşka mecralara sürüklemeye hazır bulunmaları bölge istikrarı önündeki engellerden bir başkası yalnızca. Kısaca söylemek gerekirse eğer, işgalle birlikte Irak’ta olan şey; orada sadece üç beş bombanın patlaması ve buna bölge insanının karşılık verme çabasıyla sınırlı değildi. Hedef alınan, bölge istikrarı ve bunun yitirilmesi ile meydana gelecek kargaşanın, önüne çıkacak her şeyi kendisi ile birlikte sürükleyebileceği belirsizliklerdi. İşte eğer bu süreç planlanana uygun olarak akıllıca kontrol edilebilirse sıcak savaş mantığı ile alınamayan sonuçlar, belirsizlikten çekinip önünü görmek isteyen yönetimleri kolaylıkla ikna ederek barış söylemlerine itebilecekti. Kurallarını, şartlarını, dokusunu savaşı başlatanların belirlediği militarize olmuş bir kavram olarak “ barış ve huzur ortamı” ne kadar kendi sosyolojik tanımlamasına karşılık gelir orası ayrı bir tartışma konusu olsa da sonuçta bir söylem olarak savaş mağduru yorgun kitlelerin duymak isteyecekleri, kulağa hoş gelen bir slogandı.
Azerbaycan ile ilişkilerimizin, tarihi arka plandaki tüm ortak noktalara rağmen atlanarak bugünlerde kamu vicdanında açıklaması gayet zor bir içeriğe dönüşmesi, akıllara ister istemez bu oyunda bizim nerede bulunduğumuz sorusunu getirmekte!
Ortadoğu’nun Etnik Manifestosu Yazılırken Amerika Nerede İdi?
<!– /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:”"; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>
/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:”";
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}
Obama’da geldi sonunda. Gelişi bu coğrafyalarda büyük bir merak içinde beklenen bir lider oldu kendisi. Öyle ya halefi olan Bush, bölge insanına barış ve demokrasi getireceği vaadiyle iktidar olduğu yıllar içinde etmediğini bırakmamış, kendisiyle birlikte geride unutulması kolay olmayan kötü izlenimler bırakmıştı. Adı, ilerleyen dönemlerde yakın tarihin hangi diktatör isimleriyle birlikte anılacağını şimdiden kestirmek zor ama şu, bir devlet adamının yüzüne ayakkabı fırlatma cüretini geniş halk kitlelerine miras olarak bırakması demokrasiden anladıkları şeye verilen unutulmaz bir karşılık oldu doğrusu. İkiyüzlü, riyakâr, kibar salon söylemlerine kaba, biçimsiz, aşağılayıcı fakat bir o kadar temiz duygularla karşılık vermek modern zamanların kabullenebildiği felsefi derinliği bulunan ilkel tepkilere dönüştü. Benzeri, bölge insanı için ancak bin bir gece masallarında görülebilecek bir karşılama töreni acaba Obama için neden yapılır? Fırlatılan ayakkabı görünürde hedefi her ne kadar ıskalamış olsa da, perde arkasında sakın tam da on ikiden vurmuş olmasın? Belki vurmuştur vurmasına da hemen öyle akıllara geliverdiği şekliyle bir korunma içgüdüsü içerisinde hareket ediyor mu bakalım bu siyasiler? Ya, henüz bizlerin sadece adını bildiğimiz bir kavram olarak mazoşizmin iflah olmaz müptelası olmuşsa bu adamlar o zaman ne yaparız biz! Bölge insanının bu senaryolara alışık olması gerekiyor aslında. Makedonyalı İskender ile başlayan, Aslan yürekli Richard ile devam eden, Napolyon ile tekrarlanan bu tanışıklığın bin bir şekline iyice aşina olmamız gerekiyor. Bölge şartları asırlardır düpe düz biliniyor iken hangi gerekçelerle yapılmıştı bu seferler? Ekonomik dar boğazlar, iç siyasetteki yorgunluk, hayalperestlik ve şöhret düşkünlüğü, ihraç edilmeye çalışılan kültürü benimsetmede gözlerden saklanılması gereken zaaflardan değil miydi? Elbette parlak, ışıltılı göz alıcı söylemler geliştirmek kitleleri ikna için düşünülecek yöntemlerden iken yerel aktörlere ulufe dağıtılması sırtının sıvazlanması, özlemi duyulan fakat bir türlü sahibi olunmayan unvanların bahşedilmesi ve ne gariptir ki bunun daima bir alıcısının bulunması bölgenin niçin makûs bir talihi olur? Anlamak zor. Obama, bölgede öncekilerden daha akıllıca bir siyaset geliştirmek zorunda. Modern bir Çiçero olmayı deneyebilir mesela. Fakat bölge şartları Bush’u Saddam gibi bir diktatöre devşirirken Obama’yı ne yapar bunu da zaman gösterecek sanırım.
Aydın AKDENİZ
Barnabas Bible has really found the missing date is how to format it then?
History, humanity is searching for some answers to their own sensibility, and therefore objectivity is often ignored, perhaps, but without serious criticism of the view is one of the social sciences. Variability in human factors, in the form of approach to issues show he has also emerged in the evaluation of an event has a different set of expansions. Positive science of history, such as the data were assumed to be unchanging is the owner of, yaşanan moment of brevity, those who experienced the delay will have no obligation to respond to. But for a reduced functionality of the logic of Aristotle from the hundred years passed between the time you come Newton’lu were expected. Newton, the universe reveals the pattern of philosophical pragmatism reading Aristotle separated from the known to the old right with the new needs brought new definitions. The majority of the priority needs and interests outside of watching this work in a long time has probably not been to change the extraordinary values that so much interest in this work and to feed in the base to find synergy revealed for the inconvenience. The stability, positive science in the sense that the reduction of dignity should not be addressed. Renaissance process starts with an escape from the scholastic doctrine and dogmatism on the ideas and conscience is domineer ended. However, Cicero social needs to find an answer to how the old term with a cultural blend Roma’lı a moral philosophy, and thus to put in the middle of Rome has provided more than a period, in a similar manner with the Vatican in the Renaissance kotar of the moral value system, based on logic of the Roman period, the initiative has been presented to date by editing the. Hellenistic, Roman and Pavlos’çu an elite, as the Eastern Rome, which will then parse all of the wing creates a Europa. Patterns present on the opposite side Slavic, Arab and other Asian cultures are known as the doctrine of Arius and Bogomil is liquidation. The process does not result in a short course has ended. Appear before Council to start discussions İznik successor to the throne the power struggle between the Eastern Roman name changing from time to time under the hands up to the decomposition continues. So, what Ariyüs’çü tradition was defending? Ariyüs, Hz. From the first believed in Jesus follower is Barnabas’ıb student’s name Libya’lı believer. Barnabas, Hz. Jesus Bible in the hands of people who are genuine vahyedilen. Later another person named Pavlos bolus that has been known under the name, according to rumor no persuasive Barnabas’ı neutralized Him by using the influence and presence of Christianity believe in the Trinity is the father ideas. This loss on the internet shortly before Barnabas İncil’inin rumors circulating about a problem in close to Hakkari. Even the Bible to hide to get and give extraordinary effort is being explained. In view of the accuracy of assumptions and religious history of humanity to the claims being re-written. I hope this rumor with a new screenwriter in the wake of death and new Hungtinton’un deadlock problems in the world political scene.
aakdeniz1965@hotmail.com
Kayıp Barnabas İncil’i Gerçekten Bulundu İse Tarih Bundan Sonra Nasıl Şekillenir?
Tarih, insanlığın biraz da kendi duygusallığına cevap aradığı ve bu nedenle objektifliği belki de çoğu zaman göz ardı etmesine rağmen ciddi şekilde eleştiriye uğramadan anlayış gördüğü sosyal bilimlerden biridir. İnsan faktöründeki değişkenlik, konuya yaklaşım şeklinde de kendisini göstermiş ve ortaya çıkan bir olayın değerlendirilmesinde farklı açılımlar koymuştur ortaya. Pozitif bilimler gibi değişmez olduğu kabullenilen verilere tarih biliminin sahip olamayışı, yaşanan anın kısalığında, yaşananlara gecikmeden cevap verme zorunluluğu olsa gerektir. Halbuki bir Aristo mantığının işlevselliğinin azalması için aradan yüz yıllar geçerek Newton’lu zamanların gelmesi beklenilmiştir. Newton, ortaya koyduğu felsefi örüntüyle kainatı okumada Aristo pragmatizminden ayrılmış, bilinen eski doğrularla yeni ihtiyaçlara yeni tanımlamalar getirmiştir. Çoğunluğun öncelikli ihtiyaç ve ilgi alanının dışında seyreden bu çalışmaların uzun sürede değişime uğraması belkide bulunanların olağanüstü değerler olmasından çok, bu çalışma ve ilgiyi besleyecek sinerjiyi tabanda bulmanın ortaya koyduğu sıkıntılardır. Buradaki durağanlık, pozitif bilimler üzerindeki saygınlığın azalması gerektiği anlamında alınmamalıdır ele.
Rönesans ile birlikte skolastik öğretilerden bir kaçış süreci başlamış ve dogmatizmin fikir ve vicdan üzerindeki tahakkümü sona erdirilmiştir. Ancak, Çiçero sosyal ihtiyaçlara bir cevap bulmak üzere eski dönemlerde nasıl bir kültürel harmanlama ile Roma’lı bir ahlak felsefesi koymuşsa ortaya ve böylelikle Roma’nın devamını sağlamışsa bir süre daha, buna benzer bir şekilde Rönesans ile Vatikan’dan kotarılan ahlaki değerler sistemi, temelde yine Roma dönemi mantığın inisiyatifinde kurgulanarak tarihin beğenisine sunulmuştur. Helen, Roma ve Pavlos’çu bir elit, Doğu Roma olarak daha sonraları ayrışacak olan bütünün Europa kanadını oluşturur. Karşı tarafta kalıp bugünkü Slav, Arap ve diğer Asyalı kültürler Arius ve Bogomil doktrini olarak adlandırılıp tasfiye edilir. Süreç, bir oldu bitti kısalığında sonuçlanmaz elbette. Tartışmaların başladığı İznik Konsülü öncesinde beliren iktidar mücadelesi tahtın varisleri arasında zaman zaman el değiştirerek Doğu Roma adı altındaki ayrışmaya kadar devam eder. Peki, Ariyüs’çü gelenek hangi değerleri savunuyordu? Ariyüs, Hz. İsa’ya ilk inanan havarilerden Barnabas’ıb öğrencisi Libya’lı bir inananın adıdır. Barnabas, Hz. İsa’ya vahyedilen hakiki İncil’i elinde bulunduran kişidir. Bolüs adındaki bir başka kişi ki daha sonraları Pavlos adıyla bilinir olmuştur, rivayetlere göre Barnabas’ı ikna edemeyince nüfuzunu kullanarak O’nu etkisiz hale getirir ve Hristiyanlıktaki teslis inancının fikir babası olur.
İnternet ortamında işte bu kayıp Barnabas İncil’inin kısa bir süre önce Hakkari yakınlarında bulunduğuna dair söylentiler dolaşmakta. Hatta bu İncil’i elde etmek ve gizlemek için olağan dışı uğraşların verildiği de anlatılmakta. Varsayımın doğruluğundan hareketle insanlık ve dinler tarihinin yeniden yazılacağı iddia edilmekte. Umarım bu söylentilerin ardından Hungtinton’un ölümüyle birlikte yeni senaristler ve yeni problemler çıkmaz dünya siyaset sahnesine.
Aydın AKDENİZ
http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=772664
Dünya Davos’ta Mazluma Kolkanat Olan Bir Başbakan Gördü
Türkiye’nin ortadoğu’daki ağırlığı gözle görülür şekilde artmakta son dönemlerde. Aslında şahinlere tezkereyle birlikte red cevabının verilmesinin ardından başlayan itibar kazanımı giderek artan bir etki göstermiş, bölge sınırlarını aşarak uluslararası çevrelerde de destek bulur bir hale gelmiştir bugün. Davosta yaşananlar, ülkemizin bölge sorunlarına kalıcı çözümler üretme konusundaki kararlılığını bir kez daha gözler önüne koymuştur. Başbakanımızın, bilinen ezberleri bozan ve adeta israil’in nezaketten uzak her tür eylemine karşı sessiz kalınması gerektiği şeklinde diplomasi çevrelerinde neredeyse teamüle dönüşen tabu yıkılarak tarihinde ilk kez savaş suçu işlemiş ve kendisinde olağanüstü güç vehmedilen güç odaklarına karşı hesap sorulabilir bir bölgesel erke dönüşen siyasi ve diplomatik bir açılım görmekteyiz. Bölgesel barışın kalıcı olarak tesis edilmesinde Türk milletinin kendi geleneksel mazisinden devraldığı o bilinen hoş görüsü, tarihin ortaya koyduğu şartlar içerisinde bir kez daha kendisini göstererek Bush döneminden arızalı bir şekilde dünya siyasi litratürüne kazandırılmış şiddet ve terör paranoyasının aşılmasına ve dünya halklarının barış ve uzlaşı kültüründeki dayanışma bilincinin yükseltilmesinde önemli katkıları olacaktır şüphesiz. Davosta verilen tepkinin ne kadar duygusal ne kadar sağduyulu bir mantığın tahlilinden sonra verildiği zaman içerisinde daha net olarak görülecektir. Fakat kendi halkının destekleri ve bölgesel hamiliğin kendisine yüklediği misyon ile hareket etmek durumunda olan başbakanımızın yetmiş iki milyonluk genç nüfusuyla, jeo stratejik önemdeki güçlü konumuyla ülkemizin değerlerinin savunulmasındaki haklılığı gerektiğinde diplomatik üslubunda dışına taşarak anlatmaya bir şekilde mecbur olduğunu düşünüyorum. Aydın AKDENİZ
” Drakuletta” lakaplı Tzipi Livni’ye ” Kod adı Pembe” olan Feministlerden sansasyonel Protesto!
Pembe Kod adıyla bilinen ve başını bir grup ABD’li kadının çektiği bir feminist örgütlenme olan ” Code Pink ” hareketi dün yine Washington DC’de sansasyonel eylemlerinden birine daha imza atarak dünya üzerindeki prestijini korumayı bildi. İsrail Dış İşleri Bakanı Tzipi Livni dün Mısır’dan Gazze’ye tüneller yoluyla silah sokulmasını engellemek için Condeleeza Rice ile anlaşma imzalamak üzere Washington DC’de idi. Yapılan görüşmelerin ardından gazetecilerin sorularına cevap veren Tzipi, burada oldukça sıkıntılı anlar yaşadı. Gazze’deki gelişmeler nedeniyle İsrail Hükümeti’nin, diktatör Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugave ile kıyaslanarak başlayan ve İnsan Hakları Rapor’undan uzun uzun pasajların alıntılandığı sorular karşısında İsrail Dış İşleri Bakanı’nın iyice bunaldığı görüldü. Konuşması sırasında engellenmek istenen bir gazeteci ise bu duruma ” ABD’nin ne zamandan beri teröristleri misafir ettiğini ” sorarak verdiği tepki oldukça anlamlı bulundu. Basın toplantısının yapıldığı sırada
binanın dışında ” Code Pink ” grubu ” Bu binada bir savaş suçlusu var ” diyerek Tzipi’yi protesto etti.
Code Pink grubu, savaş karşıtı görüş ve eylemleriyle tanınıyor ABD’de. Son olarak, Irak’ta bir gazetecinin Başkan Bush’un yüzüne fırlattığı ayakkabı olayına destek vermek üzere başkent sokaklarında, üzerine ölen her bir Iraklı’nın adının yazılı olduğu ayakkabılar bırakmasıyla gündeme gelmişti bu grup. Kendilerine yaptıkları eylemler nedeniyle ceza verilmesinden korkup korkmadıkları sorulduğunda ” İnsanlar hayatını yitirirken bunun hiçte önemli olmadığını söylemeleri ” yaptıkları eylemlerde ne kadar kararlı olduklarını göstermesi bakımından önemli olsa gerek.
Aydın AKDENİZ
Kevin Rud ; “ Bu, 11 Eylül’ü Bile Gölgede Bırakabilecek Türden Bir Tehdit Olacak” Dedi !
Bu bir öngörü elbette ama içerik olarak yazarçizer takımının ilgi çekmek amacıyla kaleme aldığı komplo teorileri türü söylemlerden oldukça farklı. Çünkü öngörüde bulunan kişi herşeyden önce bir devlet adamı. İşte bu nedenle önem taşıyor söylenenler.
Bundan bir süre önce Avusturalya Başbakanı Kevin Rud ; ” Bir kaç ay içinde dünyayı sarsacak bir gelişme olacak öyle ki bu , 11 Eylül saldırılarını dahi gölgede bırakacak. Dünya düzeni kökten değişecek ” demişti. Üstelik yalnızda değildi söyleminde, aralarında Gordon Brown’ın güvenlik danışmanı Lord West , Colin Powell , Bernard Kouchnerd gibi tanınmış pek çok politikacı da benzer demeçler vermişlerdi bir vakitler. Mesela Fransa Dış İşleri Bakanı Bernard Kouchnerd’in ; ” İran’ın nükleer silah yapma aşamasına gelmeden önce İsrail’in bu ülkeyi vuracağı…” nı söylemesi oldukça manidar.
Şu yakın tarihe kadar dünya üzerindeki farklı coğrafyalarda yaşananlara bakılırsa öngörünün yalnızca bir tahminle sınırlı kalmadığı anlaşılıyor. Küresel boyutta bir tehdit algılamasının kitleler arasında dalga , dalga yayılarak benimsenmesi için aynı anda harekete geçilmişçesine eş zamanlı sorunlar yumağıyla karşı karşıya kaldı insanlık. Etnik , politik , dini her tür demografik denge unsuru birden bire bu sorunun bir parçası haline geliverdi. Fakat burada bir şeyi gözden kaçırmamak gerekiyor sanırım ; o da küresel ölçekte yaşanan sorunların insanlığa Bush döneminden kalan bir miras olduğu gerçeği. İktidar olunan onca zaman boyunca ortada bir yönetim zaafiyeti bulundu her nedense. Dış politikada izlenen çizgi fanatik, paranoyak unsurların realiteden uzak saplantılarının etkisiyle şekillendi. Gelinen noktada ise işte bu sorunlarla yüzleşiyor artık insanlık. Bugünün kargaşası, devasa ölçekli yeni sorunlara dönüşmeden umarım, iktidarı devralacak olan Obama yönetimince halledilir. Ama yıllar boyunca paranoya histerisiyle şiddeti , terörü , acıyı , yoksulluğu iyice kanıksamış olan dünya halkları istekli olacaklar mı bakalım bu değişime? Hazırlar mı dönüşüme ? Barışçıl söylemlerin, hümanizmanın erdemine, faziletine bel bağlayabilecek kaç kişi kaldı bugün yeryüzünde ? Acaba insanlık gerçekten muzdarip mi bu yaşananlardan ? Muhalif ve rakip unsurların bu keşmekeşlik içerisinde belini bir daha doğrultamayacak şekilde hırpalanmasından sadistçe bir haz duymayacak olan kaç kişi çıkar Allah aşkına ? Kalkınmakta olan ülkelerin ağlayıp sızlanmasından, bağımlılıklarından hoşlanmayacak hangi medeni toplum bulunabilir ? Evet, maalesef ortada büyük bir yangın var fakat ağlanıp sızlanmakla , değişim adına elle tutulabilir somut şeyler koymadıkça ortaya ve daha da önemlisi içimizde barındırdığımız öfke ve kırgınlık ateşiyle beslemekten vazgeçmedikçe bu yangını, paranoyak korkularımızdan asla kurtulamayacağız.
Aydın AKDENİZ
http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=772664