Archive for July 2009
Telefon Kulübesinde, Ölüme çeyrek Kala!

— Ne kadar sorumluyuz biz bu olanlardan? Sokakta kendi kaderine terk edilen bu çocukların geleceği adına toplum olarak üzerimize düşenleri yaptık mı yeterince? Ya o ailelere ne demeli? Nasıl bir gerekçe ile çocuklarını sokağın insafına bırakabiliyor bunlar! Ahh, Ekrem, aslında tüm bu olup bitenler senin şu kabalığın ve gösteriş merakı yüzünden geldi ya başımıza.. İyi bir eş olabilir mi acaba senden? Kim bilir..!
Ekrem, Aysu’nu girdiği şoktan kurtarabilmek için birkaç kez telkinde bulunmayı denese de sonuç alamamıştı bu girişimlerinden. Sonunda onu kendi haliyle baş başa bırakmaya karar verdi. Hem az ileride, yolun bitimindeki köşeyi dönünce karşılarına bir kafeterya çıkacaktı nasıl olsa. İşte orada bir yandan kahvelerini yudumlar öte yandan şu evlilik tarihini belirleyerek konuşurlardı aralarında. Aysu da böylece kendisini bu denli meşgul eden düşünce ve karamsarlığından kurtulmuş olurdu.
Az sonra kafeteryaya varmışlardı. Oturmak için gözlerden uzak tenha bir köşeyi seçtiler. Kadın, içtiği kahvenin etkisi ile biraz olsun kendine gelmiş ve şuuru açılmıştı. Ekrem’e dönerek;
— Dolaylı da olsa seni şu kazadan sorumlu tutarak sanırım haksızlık ettim sana. Ne yapayım! Yaratılış işte, elde değil! Bu gibi konularda galiba aşırı tepki veriyorum.
— Hayır canım, doğru olanı yaptın sen. Yerinde kim olsa etkilenirdi yaşadıklarından. Önemli olan şimdi nasıl olduğun. Sen, iyisin artık, öyle değil mi hayatım?
— İyiyim, iyiyim meraklanacak bir şey yok. Düşünüyorum da tanışalı yalnızca üç ay oldu ve şimdi biz evlilik tarihimizi konuşacağız artık, Aman Allah’ım her şey ne kadarda hızlı gelişti böyle!
— Darılırım ama bak! Sanki endişeli gibisin bu aşamaya gelmekten! Ama haklısın, genç kız yüreği işte, ne yaparsın. Sığındığı limandan bir türlü ayrılmak istemeyen gemiler gibisiniz siz.
— Seninle tanıştığımız o ilk günü hatırlıyorum da ne kadar da tanıdık gelmişti yüzün bana. Sana bu denli bağlanıp kalmamda bilemiyorum etkisi var mıydı bunun?
— Anlaşıldı, anlaşıldı. Demek yeterince güven veremedik hala sana. Unutma insan insana benzer. Hani boş yere dememiş atalarımız, insanlar çift olarak yaratıldı diye. Bana birkaç dakika izin verir misin? Sigaram kalmamışta! Az sonra yanında olurum canım.
Ekrem, yerinden doğrulurken düşünceliydi. Aysu’nun söyledikleri soğuk bir duş etkisi uyandırmıştı üzerinde. Evet, onunla ilgili beklentileri vardı, bu doğruydu. Fakat o bunu sezinlemiş olamazdı. Onun için, bankada çalışan şu şıllığa bir kucak dolusu para yedirmişti. “ “ Ekrem Bey, tam aradığınız gibi banka hesabı şişkin, üstelik yaşlı anasından başka kimsesi olmayan çekici bir müşteri geldi şubemize. Fakat anlıyorsun değil mi?” diyerek sinsice süzülmüştü yanına. Kadının bakışlarındaki açgözlülük ve acımasızlık kendisinin dahi kanını dondurmuştu. Birkaç iş yapmıştı bu kadınla birlikte. Doğrusu başarılıda olmuşlardı hani. Cesaretleri bu yüzden artmış ve avlanmayı bekleyen avcılar gibi yattıkları pusuda talih bu kez karşılarına Aysu’yu çıkarmıştı. Onunla bankada karşılaştı önce. Profilden gördüğü bu yüz deki masumiyet, kirli düşüncelerinden dolayı utanç duymasına neden olsa da çekimserliğini kısa sürede attı üzerinden. Evet, şimdi hedefleri her ne olursa olsun Aysu idi. Ekrem bu düşünceler içinde iskemlesinden doğrulurken paltosunun cebinden düşen cüzdanı fark etmedi. Aysu, az sonra yerde duran cüzdanı görmüştü. Eğilip onu, düştüğü yerden aldı. Kısa bir tereddütten sonra merakla açtı. İçindeki fotoğrafa baktı ve arkasına yaslanarak düşüncelere daldı. Fotoğrafta, Ekrem’in şu bankacı kadınla oldukça sıkı fıkı göründüğü kareler vardı. Evet, hatırlamıştı artık Ekrem’in yüzünü. “ Tanışmamız bir rastlantı değilmiş demek ki …” şeklinde derin bir iç geçirdi kendi kendine. Ekrem’in dönüşünü beklemeden acele ile kalktı yerinden. Koşar adımlarla hızla uzaklaştı kafeteryadan. Ekrem geri geldiğinde oturdukları yerde Aysu’yu göremedi. Masaya yaklaştığında masa üzerinde duran cüzdanı ve fotoğrafı fark etti. “ her şeyi anlamış olmalı! ” diye mırıldandı. Ardından koşarak yakalamaya karar verdi onu. Yakalayacak ve zorla senet imzalatacaktı kendisine. Madem güzellikle kendiliğinden olmuyordu bu iş… O halde zor kullanmalıydı. Sokakta deli gibi koşuyordu artık. Ne yağan yağmura ne de kendisine yadırgayarak bakan insanlara aldırdığı vardı. Aysu’yu şu birkaç saat önce tinerci çocuğun kaza geçirdiği telefon kulübesinin önünde gördü. Yolun karşı tarafına geçmeye çalışıyordu. Az sonra enseleyeceğim seni diye haykırdı.
Aysu arkasından kendisine doğru koşarak yaklaşan Ekrem’i fark etti. O da bilinçsizce korku içerisinde koşmaya başladı. Trafik şimdi, allak bullak olmuştu. Öfke ile bağrışan sürücülerin küfür dolu haykırışları yankılanmaktaydı kulaklarda. Derken, acı bir fren sesi duyuldu. Şuursuzca koşuşturan bir adamın seyir halindeki bir arabaya çarptığı sonra havalanarak yol kenarındaki telefon kulübesinin oraya doğru hızla savrulduğu görülmüştü. Bu elbette Ekrem’den başkası değildi. Ekrem, hayata gözlerini acı ile usulca yumarken, bakışları son bir kez gayri ihtiyari Telefon kulübesine yönelmişti.
Aydın AKDENİZ
Asimetrik Körlükte, Doğu Türkistan!
Uzunca bir zamandır hemen yakınımızda, neredeyse sınır komşusu olduğumuz devletlerde yaşanan sıkıntıları gördük. İran’da, Irak’ta, eski Sovyetler Birliği’nde, Yugoslavya’da ve Almanya’da olup bitenler… şöyle bir yirmi yıl kadar gerilere gidildiğinde hiç değilse bizim gibi sıradan insanların ön göremeyeceği çapta köklü değişimler yaşandı buralarda. Almanya, doğu ile arasındaki duvarları kaldırdı önce. Ardından büyük bir ekonomik dar boğazla karşı karşıya geldi. Birleşmeyle birlikte kendisine mal edilecek faturayı ödemeye, çoktan razıydı. Yugoslavya, değişimle birlikte en kanlı çatışmalara sahne olan ülkelerden biri oldu. Gorbaçov, Sovyet tarihinde adı artık nasıl anılır? Bunu bilemem ama yaşadığımız coğrafyada bu dönüşüme imkân veren ilk liderlerden biri olmuştu vakti zamanında. Bugün, adı bile telaffuz edilmiyor. Irak, hepimizin malumu. Şimdilik omuzlarına çöreklenen Dionysos’un ağırlığından kurtarmışa benziyor yakasını. Fakat tüm bu gelişmeler dünyanın olup bitenden fazlasıyla haberdar olduğu, ilgi ve alakasını geçmişten bugüne kesintisiz bir şekilde sürdürdüğü bu coğrafya üzerinde gerçekleşmişti. Tartışılır oldu yapılanlar. Irkçı, milliyetçi değerler yükselmiş, küreselleşmeye karşı çıkılır olmuştu. Bloklaşmalar, ittifaklar, kamplaşmalar, an be an, gün ve gün komşu devletler arasında sıradan bir olguya dönüşmüştü. Dikkatlerin biraz olsun dağıtılarak gözlerden ırak yerlere yönlendirilme zamanı gelmemiş miydi acaba? Böylece, şu eski dünyanın gözü açık, yaşlı ve yorgun insanları derin bir ohh çekerek rahatlama fırsatı bulacaklardı.
Hani şu art arda dizilen domino taşları misali, fizik kurallarınca ilk hamle yapıldığında peşin sıra devrilmeye mahkum yığınlar…. Uzak doğuda ( ama dünya bir elipsoit. Olsun varsın, yaşlı ana karanın bencilliği belirleyici burada) benzer bir hamle yapıldığı takdirde, zaten geçmişten aralarında husumet ve çekişmesi olan etnik yapıya dayalı devletler düşecekler birbirlerine. En çok ta şu Kuzey Kore alacak ağzının payını. Sırtını Çin’e dayamak ne imiş görecek! Siz Çinliler, sanal parayı icat edersiniz haa! Kağıdı ,matbaayı bulduğunuz yetmedi mi size! Ucuz ticari emtia ile patent ve standartların güvenilirliğine ve tekelleşmesine meydan okumak ne imiş görürsünüz siz! Japonya, Avustralya, Malezya, Hongkok, Singapur ve diğerleri hesaplaşmak için girer sıraya vallahi. Şu Uygur meselesi bir ders olsun size!
Aklıselim nerede? Yok mu böylesi dert ve endişesi olan! Var olmasına var elbette ama sanırım henüz küresel boyutta haykıramayan cılız bir iradeden öte geçmiyor tüm varlığı!
Aydın AKDENİZ
Yosun Çelenkler,wearth moss
