Ders Notları Weblog

Just another WordPress.com weblog

Telefon Kulübesinde, Ölüme çeyrek Kala!

leave a comment »

images

— Ne kadar sorumluyuz biz bu olanlardan? Sokakta kendi kaderine terk edilen bu çocukların geleceği adına toplum olarak üzerimize düşenleri yaptık mı yeterince? Ya o ailelere ne demeli? Nasıl bir gerekçe ile çocuklarını sokağın insafına bırakabiliyor bunlar! Ahh, Ekrem, aslında tüm bu olup bitenler senin şu kabalığın ve gösteriş merakı yüzünden geldi ya başımıza.. İyi bir eş olabilir mi acaba senden? Kim bilir..!

Ekrem, Aysu’nu girdiği şoktan kurtarabilmek için birkaç kez telkinde bulunmayı denese de sonuç alamamıştı bu girişimlerinden. Sonunda onu kendi haliyle baş başa bırakmaya karar verdi. Hem az ileride, yolun bitimindeki köşeyi dönünce karşılarına bir kafeterya çıkacaktı nasıl olsa. İşte orada bir yandan kahvelerini yudumlar öte yandan şu evlilik tarihini belirleyerek konuşurlardı aralarında. Aysu da böylece kendisini bu denli meşgul eden düşünce ve karamsarlığından kurtulmuş olurdu.

Az sonra kafeteryaya varmışlardı. Oturmak için gözlerden uzak tenha bir köşeyi seçtiler. Kadın, içtiği kahvenin etkisi ile biraz olsun kendine gelmiş ve şuuru açılmıştı. Ekrem’e dönerek;

Dolaylı da olsa seni şu kazadan sorumlu tutarak sanırım haksızlık ettim sana. Ne yapayım! Yaratılış işte, elde değil! Bu gibi konularda galiba aşırı tepki veriyorum.

Hayır canım, doğru olanı yaptın sen. Yerinde kim olsa etkilenirdi yaşadıklarından. Önemli olan şimdi nasıl olduğun. Sen, iyisin artık, öyle değil mi hayatım?

İyiyim, iyiyim meraklanacak bir şey yok. Düşünüyorum da tanışalı yalnızca üç ay oldu ve şimdi biz evlilik tarihimizi konuşacağız artık, Aman Allah’ım her şey ne kadarda hızlı gelişti böyle!

Darılırım ama bak! Sanki endişeli gibisin bu aşamaya gelmekten! Ama haklısın, genç kız yüreği işte, ne yaparsın. Sığındığı limandan bir türlü ayrılmak istemeyen gemiler gibisiniz siz.

Seninle tanıştığımız o ilk günü hatırlıyorum da ne kadar da tanıdık gelmişti yüzün bana. Sana bu denli bağlanıp kalmamda bilemiyorum etkisi var mıydı bunun?

Anlaşıldı, anlaşıldı. Demek yeterince güven veremedik hala sana. Unutma insan insana benzer. Hani boş yere dememiş atalarımız, insanlar çift olarak yaratıldı diye. Bana birkaç dakika izin verir misin? Sigaram kalmamışta! Az sonra yanında olurum canım.

Ekrem, yerinden doğrulurken düşünceliydi. Aysu’nun söyledikleri soğuk bir duş etkisi uyandırmıştı üzerinde. Evet, onunla ilgili beklentileri vardı, bu doğruydu. Fakat o bunu sezinlemiş olamazdı. Onun için, bankada çalışan şu şıllığa bir kucak dolusu para yedirmişti. “ “ Ekrem Bey, tam aradığınız gibi banka hesabı şişkin, üstelik yaşlı anasından başka kimsesi olmayan çekici bir müşteri geldi şubemize. Fakat anlıyorsun değil mi?” diyerek sinsice süzülmüştü yanına. Kadının bakışlarındaki açgözlülük ve acımasızlık kendisinin dahi kanını dondurmuştu. Birkaç iş yapmıştı bu kadınla birlikte. Doğrusu başarılıda olmuşlardı hani. Cesaretleri bu yüzden artmış ve avlanmayı bekleyen avcılar gibi yattıkları pusuda talih bu kez karşılarına Aysu’yu çıkarmıştı. Onunla bankada karşılaştı önce. Profilden gördüğü bu yüz deki masumiyet, kirli düşüncelerinden dolayı utanç duymasına neden olsa da çekimserliğini kısa sürede attı üzerinden. Evet, şimdi hedefleri her ne olursa olsun Aysu idi. Ekrem bu düşünceler içinde iskemlesinden doğrulurken paltosunun cebinden düşen cüzdanı fark etmedi. Aysu, az sonra yerde duran cüzdanı görmüştü. Eğilip onu, düştüğü yerden aldı. Kısa bir tereddütten sonra merakla açtı. İçindeki fotoğrafa baktı ve arkasına yaslanarak düşüncelere daldı. Fotoğrafta, Ekrem’in şu bankacı kadınla oldukça sıkı fıkı göründüğü kareler vardı. Evet, hatırlamıştı artık Ekrem’in yüzünü. “ Tanışmamız bir rastlantı değilmiş demek ki …” şeklinde derin bir iç geçirdi kendi kendine. Ekrem’in dönüşünü beklemeden acele ile kalktı yerinden. Koşar adımlarla hızla uzaklaştı kafeteryadan. Ekrem geri geldiğinde oturdukları yerde Aysu’yu göremedi. Masaya yaklaştığında masa üzerinde duran cüzdanı ve fotoğrafı fark etti. “ her şeyi anlamış olmalı! ” diye mırıldandı. Ardından koşarak yakalamaya karar verdi onu. Yakalayacak ve zorla senet imzalatacaktı kendisine. Madem güzellikle kendiliğinden olmuyordu bu iş… O halde zor kullanmalıydı. Sokakta deli gibi koşuyordu artık. Ne yağan yağmura ne de kendisine yadırgayarak bakan insanlara aldırdığı vardı. Aysu’yu şu birkaç saat önce tinerci çocuğun kaza geçirdiği telefon kulübesinin önünde gördü. Yolun karşı tarafına geçmeye çalışıyordu. Az sonra enseleyeceğim seni diye haykırdı.

Aysu arkasından kendisine doğru koşarak yaklaşan Ekrem’i fark etti. O da bilinçsizce korku içerisinde koşmaya başladı. Trafik şimdi, allak bullak olmuştu. Öfke ile bağrışan sürücülerin küfür dolu haykırışları yankılanmaktaydı kulaklarda. Derken, acı bir fren sesi duyuldu. Şuursuzca koşuşturan bir adamın seyir halindeki bir arabaya çarptığı sonra havalanarak yol kenarındaki telefon kulübesinin oraya doğru hızla savrulduğu görülmüştü. Bu elbette Ekrem’den başkası değildi. Ekrem, hayata gözlerini acı ile usulca yumarken, bakışları son bir kez gayri ihtiyari Telefon kulübesine yönelmişti.

Aydın AKDENİZ

Written by Ders Notları

July 22, 2009 at 3:03 pm

Posted in Tales

Tagged with

İstanbul sokaklarında…

leave a comment »

fromtheentrancetothegoldenhorn1881Günümüze gelinceye dek nice uygarlıkların cazibesine metfun olduğu, uğruna evlatlarını dahi çekinmeden feda edebildiği bir istisnai güzelliktir Asitane.

Şairin, bir sengine acem mülkü fedadır, dediği bir yeryüzü cennetidir o. Sihrine kapılan zarif dimağları, sınırsız ilham kaynaklarıyla besleyip sanattan mimariye, edebiyattan musikiye insanlığın görebileceği en güzide eserleri bahşeder.

Asya ile Avrupa’nın geçmişten bugüne uzanan bütün gizemli sırları onun boğaza nazır koynunda mahremiyetini korumaktadır. İnci bir gerdanlık gibi masmavi sulara serpiştirilen adalar, bir yandan sevda dolu yüreklere sığınılacak birer mekan olurken öte yandan fedakarca, Kara Deniz’in kendisi gibi gözü kara ve tehditkar akıntılarına karşı şehrin huzurunu korumak istercesine kendini siper etmektedir.

Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, Eyyüp Sultan’ı, Dolmabahçe Sarayı ve daha bir niceleri… Adeta yüreğimizden damıtarak ortaya koyduğumuz ve gururla işte atalarımızdan bize miras kalanlar, dediklerimiz…

Seher vaktinde, zamanı ve mekanı aşarak önce semaya yükselen ve oradan da bir yolunu bularak inanan yüreklerimize nakşolan sabâ makamında okunan ezanlar. Yaşlı dünyamızın bir o kadar yaşlı iki kıtasında konuşulan bütün diller, bugün de mazisine ait bir nice aşina değerler bulur bu şehirde. İşte geçmişiyle Ayasofya ve hemen karşısın da Galata Kulesi. Bu ne engin bir duruştur ki her bir köşe başında, beşeriyete ait rengâ renk tüm değerler, hoşgörünün ve zekanın sınırsız derinliklerinde mükemmel bir ahenge dönüşür.

Ah! İstanbul. Kaldırımlarında yürürken senin, benim gibi senin sihrine kapılan bir nice belagat ustalarının zaman ötesinden bugünlere uzanan dizelerini duyarım.

Ötüşen martılar, ayaklarımın dibinde yemlenen güvercinlerin kanat sesleri, tokgözlü Kapalı Çarşı esnafının kendi arasındaki sohbeti ve her şeyden çok yalı rıhtımlarında teskin olan hırçın boğazın dalgaları, bir girdap olarak çekip almakta insanı bugünden geçmişe.

Yerlisinin konuştuğu aksan, dildeki vurgu, diyalogdaki zarafet, güngörmüş zeki atalardan bugünlere kalan genetik miras. Musikî gibi ulvî bir yetenek, sıradan bir vakıadır konuşulan dilde.

Ah! İstanbul, şu diller kifayet eder mi sanırsın anlatmaya güzelliğini. Bir işvedir sendeki, görülmez peri padişahının kızında. Duyulan sonsuz bir özlemdir sana, akıp giden zamanın yanılgısında. Seni biraz olsun mümkün müdür anlamak, gördükten sonra bağrında dolaşan gözü yaşlı avâreleri.

Aydın AKDENİZ

 http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=772664

aakdeniz1965@gmail.com

Written by Ders Notları

November 17, 2008 at 7:27 pm

Posted in Historic, Urban and Life

Tagged with ,

Adımlanan sokak kaldırımları ve düşkünlerimiz

with one comment

homeless-man-merida-lowres

Farklı zamanlarda farklı mekanlarda görülür o ve diğerleri. Bazen bir cami bahçesinin duvar dibinde bazen de harap bir binanın gölgesinde. Dilenmezler. Kimseden bir beklentileri yoktur. Makus talihleriyle onlar, yaşanan zamandan büsbütün koparak iç dünyalarında uzlete çekilmiş, kendilerine yönelen kaçamak birkaç bakış, bir kaç gülüş ve yerini bulmayan, arkası gelmeyen gayri samimi ilgiler cevapsız bırakılır onlarca. Ya da biz duymayız, duymak istemeyiz cevaplarını.

Sükut ve sessizliklerinde nedense hep bir bilgelik ararım ben. Kanaatkar bulurum o insanları. Nerede ve nezaman bulunacağı belli olmayan kuru bir lokma ekmek, ayakta kalabilmek için yeterlidir onlara. İnsan sarrafı olduklarını düşünürüm; dostça yapılan ikramları çevirmemelerinden. Niteliğimizin aynası olduklarına inanırım, kendilerini gördüğümüzde verdikleri tepkilerden.

Talihlerini kanıksamışlardır. Belli ki mazilerinde iç açıcı olmayan bir paradoks var. Duruşlarındaki olgunluk, kimbilir kaç kez bunu sorguladıklarını gösterir. Kırgınlıkları şahıslara mı yoksa şartlara mı yöneliktir bilinmez! Ya da kırgınlık belki de onlar için unutulan, anlamını yitiren bir kavramdır.

Bakışlarını bir türlü yakalayamam çünkü başları hep öne eğiktir. Belki de bir tanımlama getiririm durumlarına, bir kez görebilsem o gözleri.

Ayıp, bizim ayıbımız mıdır? cevabı zor bir soru. Düşkünlere karşı acıma duygusunu yitirmekten Allah’ım, sen bizleri koru.

Aydın AKDENİZ

http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=772664

aakdeniz1965@gmail.com

Written by Ders Notları

November 17, 2008 at 6:56 pm

Ölçü Ve Tartılarla İlgili Ayetlerin Müslüman Bilginler Üzerindeki Etkileri

leave a comment »

 

     Müslümanlar, farklı ağırlıkları ölçmede, ilmi bir değere sahip olabilecek terazilerin gelişmesinde çok çaba gösterdiler. Onların bu konudaki duyarlılıkları Kur’ân-ı Kerim’de bilhassa Mizan ( ölçü ve tartılardaki doğruluk ) ayetlerinin etkisiyle oluşmaktadır. Araf suresi 85. ayette : “ Ölçü ve tartıyı tam yapın; İnsanların eşyasını eksik vermeyin; yeryüzünü ıslahından sonra bozmayın. Eğer bana inanırsanız, şu söylediklerim sizin için hayırlıdır.” Buyrulmaktadır. Kâinattaki bütün sistemlerin adalet ve üzerine dayandığı, adaletsizliğin bu sistemi bozduğu, doğru dengelerim altüst edildiği yine çeşitli ayetlerle bildirilmiştir. Rahman Suresi, 7–9. ayetler de ; “ O göğü yükseltmiştir. Ölçüyü koymuştur. Ki ölçü ve adalette hududu aşmayasınız. Bir de tartıyı adaletle tutun da teraziyi noksan etmeyin.” İnsanlara Peygamber (a.s.) tarafından iletilmiş olan İlahi yolu takip etmeleri hatırlatılır.21,47. ayette ; “ Biz, Kıyamet günü için, adalet terazileri koyacağız. Artık hiç kimse, en ufak bir zulme uğramayacaktır. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir tartıya koyarız. Hesap görenler olarak da, biz kâfiyiz.”

Kur’ân-ı Kerim’deki, ısrarlar, çağlar boyunca bütün Müslüman nesilleri, farklı şeylerin ölçüm ve tartımında standart birimler oluşturmaya ve doğru ölçümler yapmaya yöneltti. Şehir merkezlerin de Muhasipler ( sayıcı memurlar ) ,standart ölçü ve tartıların, insanlar tarafından kullanılıp kullanılmadığını denetlemek üzere görevlendirilmekteydiler.

     Müslüman bilim adamları, çeşitli metal, mineral ve alaşımların özgül ağırlıklarını ölçmek için kullanılacak olan araçlar yapmak ve bunları geliştirmek üzerinde de yoğunlaştılar. El Bîrûni, Ebû Hatim el-Asfazanî, Ebû el-Rahman el Kazinî, Cabir ibni Hayan ve el-Neyrizî, bu konularda çalışmalar yapan Müslüman bilim adamlarına örnek olarak verilebilir.

 

 

                          Yararlanılan Kaynak ; “Encyclopaedıa Of Seerah, Sîret Ansiklopedisi” Afzalur Rahman, İnkılâp Yayınları, Şubat 1988

                      

                           Hazırlayan; Aydın AKDENİZ.

Written by Ders Notları

November 8, 2008 at 1:28 pm

Posted in Religion

Tagged with

Medine’yi Ve Mescidi Nebi’yi Ziyaret

leave a comment »

 Medine, Hz. Muhammed için çok önemli idi. Burası, Mekkeli müşriklerin dayanılmaz baskılarından bunalan muhacirlere kucak açmış, Kur’an-ı Kerim’in pek çok suresinin nazil olduğu ve peygamberimizin, fedakârlılıkları nedeniyle aralarında yaşamayı tercih ettiği inananların bulunduğu bir şehirdi. Hz. Muhammed’in örnek toplumunun temellerinin atıldığı yerdi.Peygamberimiz burası için ; “ Evimle minberim arasındaki saha,cennet bahçelerinden bir bahçedir..” buyurmuştur.

     Hacılar, hac görevini tamamladıktan sonra Peygamberimizin şefaatine erişmek amacıyla O’nun hadisinde belirttiği; kabrini ziyaret edenin kendisine komşu olacağı ve kendisini sağlığında iken ziyaret etmiş gibi olacağı müjdesine ulaşabilmek ve Peygamber mescidini ziyaret etmek için Medine’ye gelirler.

     Hacılar, Peygamberimizin kabrini ziyaret eder, Peygamber mescidinde, özellikle Ravza-i Mutahhara’da namaz kılar, Hz. Ebu Bekir, Hz.Ömer gibi güzide sahabelerin kabirlerini, Baki Mezarlığı’nı, Uhud şehitlerini, Hendek savaşının olduğu yerleri ziyaret ederler. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in Kabirleri hemen Peygamberimizin kabri arkasında sırasıyla yer almıştır.

     Mescid-i Nebi; Peygamberimizin Medine’ye hicretten hemen sonra yaptırdığı “Peygamber mescidi” anlamına gelen mescittir. Bitişiğinde Peygamberimiz ve ailesinin barındığı odalar bulunmaktadır.

     Ravza-i Mutahhara; Peygamber Mescidi’nde Hz. Muhammed’in kabrinin bulunduğu odadır. Kelime olarak, tertemiz çiçekli bahçe, cennet bahçesi anlamına gelmektedir.

     Cennet’ül Baki; Mescid-i Nebi yakınlarında, içinde Hz.Abbas, Hz. Hasan, Hz.Osman gibi Peygamberimizin akraba ve yakınlarına ait mezarların bulunduğu kabristanın ismidir.

     Mescid-i Kuba; İslam tarihinin ilk mescidi olup hicret sırasında peygamberimizin konakladığı yerdir.

     Mescid-i Kıbleteyn; Hz. Muhammed (a.s.), Kudüs’e yönelmiş olarak namazı kılarken Kâbe’ye dönerek namaz kılması gerektiğini bildiren ayetlerin nazil olduğu mescittir.

 

     Hacılar, Medine’de bol bol namaz kılar, Kur’an okur, Peygamberimize salâvat getirir, kendisi, ailesi ve bütün Müslümanlar için dua ederler. Dinimizin bidat kabul ettiği davranışlardan kaçınmalıdırlar. Burada hayatlarına, dinimizin ön gördüğü şekilde yön vereceklerine dair yemin ederler.

 

  Yararlanılan Kaynak ; “ Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi,Kaynak Kitap, ‘Akaid,İbadet,Ahlak,Siyer’, ( Marifet Yayınları,Yaylacık Matbaası-İstanbul,1985)

 

 Hazırlayan ; Aydın AKDENİZ.

Written by Ders Notları

November 8, 2008 at 1:06 pm

Posted in Religion

Tagged with ,

Umre

leave a comment »

Sözlükte kast etmek, ziyaret etmek anlamlarına gelen umre, terim olarak; belli bir zamana bağlı kalmadan, şartlarına uygun olarak Kâbe’yi ziyaret etmek anlamında kullanılmaktadır. İbn-i Mace’nin hadis kitabında belirtilen şu hadiste peygamberimiz ; “ Hac farz, umre ise sünnettir.” buyurmaktadır. Umre, Hac ibadeti gibi farz değildir. Sevap kazanmak amacıyla yapılan, sünnet bir ibadettir.

    Umre’nin; İhrama girmek ve Tavaf etmek olmak üzere iki şartı vardır. Hac’da olduğu gibi önce ihrama girilir sonra umre tavafı yapılır. Bunun ardından safa ve Merve tepeleri arasında sa’y yapılır. Tıraş olunarak ihramdan çıkılır. Umre’de hac’dan farklı olarak; Arafat, Müzdelife ve Mina’da yapılan ibadetler yapılmaz. Umre; İhram, niyet, tavaf, sa’y ve tıraş olmakla yapılır.

 

Hazırlayan ; Aydın AKDENİZ.

Written by Ders Notları

November 8, 2008 at 1:04 pm

Posted in Religion

Tagged with

Bayram Namazları

leave a comment »

Kılınması vacip olan bayram namazları, Ramazan ve Kurban bayramlarında olmak üzere yılda iki defa kılınır. Bayram namazları, Ramazan ve Kurban bayramlarının ilk günü güneş doğduktan kırk beş dakika sonra iki rekât olarak cemaat halinde kılınır. Cemaat halinde kılınması zorunludur.

     Namaz için niyet edilir, imama uyulur. Tekbirden sonra subhaneke duası okunur. İmamla birlikte üç defa tekbir getirilir. Her bir tekbirle eller kulak memelerine kadar kaldırılarak yana bırakılır. Üçüncü tekbirden sonra eller bağlanır ve imam yüksek sesle önce fatiha suresini ardından bir zammi sure okur. Rükû ve secdeler yapılarak ikinci rekâta kalkılır ve imam fatihayı ve kısa bir sureyi okur. Secdeye gitmeden önce yukarıda anlatıldığı şekilde üç tekbir daha alınır. Dördüncü tekbirle birlikte rükû ve secdelere gidilir. Son oturuşta Ettehiyyatü,Allahümme Salli,Allahümme Barik,Rabbena duaları okunarak selamla birlikte namaz bitirilir.Namazdan sonra imam minbere çıkarak;bayramın,birlik ve beraberliğin önemi üzerine cemaate yönelik bir hutbe okur.Yapılan dualardan sonra cemaat birbirleriyle bayramlaşır.

 

Hazırlayan; Aydın AKDENİZ.

Written by Ders Notları

November 8, 2008 at 1:02 pm

Posted in Religion

Tagged with

Teravih Namazı

leave a comment »

Teravih namazı, ramazan ayında yatsı namazından sonra vitir namazından önce cemaat halinde veya yalnız olarak kılınan sünnet bir namazdır.

Teravih namazı, ikişer rekât halinde ya da dörder rekât halinde kılınabilir. İkişer rekât olarak kılındığında sabah namazının sünneti gibi kılınır ve her iki rekâtta bir selam verilir. Dörder rekât olarak kılındığında ise ikindinin sünneti gibi kılınır ve her dört rekâtta bir selam verilir.

     Teravih namazı, ülkemizde yirmi rekât olarak kılınır. Cemaatle kılındığında buna göre niyet edilir ve imama uyulur. Cemaatle kılındığında teravihten sonra vitir namazının da cemaatle kılınması gerekir.

 

Aydın AKDENİZ

Written by Ders Notları

November 8, 2008 at 1:01 pm

Posted in Religion

Tagged with

Tabiat Olaylarının Etkisi Altında Dini Düşüncenin Anlam Kazanması

leave a comment »

Yaşları 7–12 arası çocuklara tabiat olaylarının Yüce Allah tarafından yaratıldıkları konusu ile ilgili çeşitli sorular sorulmuş, işte onların verdikleri cevaplardan bazıları;

 

7- 9 yaş arası grup;

 

* * “ Suları, koca denizleri, Allah tek başına yaratmıştır. Bunu nasıl yaratıyor?/ Ben yeşilliği, çayırları, dereleri severim./ Bahar, yaz hoşuma gider. Kış hoşuma gitmez.

 — Evet, insanlar onları yapamazlar, göğü gökte tutamazlar. Allah çok kuvvetlidir. O dünyaya ışık veriyor, ışık vermese karanlıkta kalırdık. Her şeyi idare eden Allah’tır. Ben yağmur istemiyorum, yine yağıyor. Ben kar istemiyorum, yine yağıyor.

— Bazen içimden bu dağları kim yaptı diye sorar, insanlar yapamazlar derdim. Küçükken kumun üzerine su döküyorlar, deniz oluyor zannederdim. Sonra onu da anladım ki bunu yapan Allah’tır. Bunu ben kendi kendime anladım. Suyu toprağa döküverdim, toprak suyu emiverdi. Suyu devamlı dökersem, su biraz birikiyor. Bu da çok sürmez ki,

— Dünyanın, insanların ve hayvanların nasıl yaratıldığını düşünürüm, Allah bulutları nasıl yaratmış? Ağaçları nasıl kalın yapıyor? Balıklar neden suda yaşıyor, neden karada yaşayamaz? Bunları Allah böyle istemiş, evet ama sebebini anlatamam. Kimse bana bir şey söylemedi.”

 

10–12 yaş arası grup;

 

** “ Doğru, insan nasıl yazısından belli oluyorsa, Allah’ta yarattığından belli olur. Allah işlerini yapsın diye bize güneş verdi, gece düşmesinler diye ay’ı verdi.

— Düşünüyorum, Allah şu koca dünyayı nasıl yaratmış, bu dünya nasıl olmuş, insanlar nasıl olmuş? …Sonra, taşı, toprağı, dağı, suyu nasıl yaratmıştır? Sonra, bir çocuk ilk doğduğunda küçücük bir çocuk, büyüyor, Bu nasıl oluyor? Sonra, bir de ineğimize yeşil ot yediriyoruz ama karnından beyaz süt çıkıyor. Mesela, bazı bitkilerde süt oluyor. Bunları kim koyuyor, nasıl oluyor? Demek ki Allah o kadar güçlüymüş ki bunları yapıyor.

— Toprağın altında sular neden tükenmez? Allah nasıl yetiriyor, bitiriyor? Allah bizi susuz bıraksa ölürüz. Az su yaşatıyor, denize düşsek ölürüz, bu nasıl oluyor? Bunların hepsi Allah’ın işidir, biz bunları pek bilemeyiz.

— Güneş düşmeden gökte nasıl gidiyor? Allah bunu nasıl yapmış, güneş, ay nasıl olmuştur, bir tohum nasıl çimlenir?…Allah şekiller(düzenler) kurmuştur,insanın hiç yapamadığı şey;Mercimeği toprağa ekiyoruz.Bir taneden yeşillik oluyor,büyüyor.Ondan çok mercimek oluyor,bu nasıl oluyor?Bunu yapan Allah’tır,Allah’ın işidir.

— Gök gürlerken dua okurum üstüme göçmesin diye. Bazen geceleri gökyüzünü yıldızları seyrederim, onlar orada nasıl duruyorlar. Yıldızlar ve ay gündüzleri neye görünmez? Güneş batarken gördüğümüz renkleri Allah yaratmıştır. Onları kimse yapamaz.”

 

     Görüldüğü üzere, araştırıcı gözlemleriyle çevresine ve dış dünyaya açılan çocuk, sürekli tabiatın uyarıları ile karşı karşıya bulunmaktadır. Çünkü o tabiatla her bakımdan beraberdir. Hele tabiatı daha yakından izleyen ve ona daha bağlı olan köy çocuğu, gökyüzünün ufuklarla sınırladığı dünyası içinde tabiatla baş başadır. Çocuğun üzerinde gezdiği toprağı, yeşillikleri, ekinleri, hayvanları ve onlardan elde edilen ürünleriyle hava şartları, yağmuru, karı, buzu, fırtınası, soğuğu ve sıcağı ile doğan güneşi, doğuşu ve batışıyla, loş ışıklı ayı ve parlayan yıldızlarıyla, etrafını çevreleyen coğrafi yapısı dağları, ovaları ve sularıyla, kısaca içinde yaşadığı dünya, tabiat olayları, onların düzenli akışı, güzelliği, çirkinliği, sevimliliği, eziyeti, canlısı, cansızı, gecesi, gündüzü, hayatı ve ölümüyle onu yakından kuşatmaktadır. Bunlar, bilinçli veya bilinçsiz sürekli tabiatı gözleyen diğer yöre çocuklarının dini düşüncesi üzerinde etkili olmaktadır. Merak duygusunun da çocuğu sürüklemesiyle tabiatta cereyan eden her şeyin Tanrı’nın yaratmasıyla olduğu fikrinin gittikçe işlenmesi dinsel anlayışın ve düşüncenin değişerek gelişmesinde etkili olmaktadır.   

 

           Kıymetli hocam Kerim YAVUZ’un henüz doçent olduğu dönemlerde Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları’nca yayımlanmış doktora tezi olan “Çocukta Dini Duygu Ve Düşüncenin Gelişmesi” (Ankara–1987) Adlı kitap kaynak alınarak ve metinler kısaltılarak tarafımca hazırlanmıştır.

 

Aydın AKDENİZ.

Written by Ders Notları

November 8, 2008 at 12:59 pm

Posted in Religion

Tagged with

Şeytanın Kötülüğünden Korunma Konusunda Kuran’ın Öğütleri

with 3 comments

Yüce Allah çeşitli ayeti kerimeler de bizleri şeytanın vesveseleri ve hilelerine karşı uyarmıştır.

Fâtır Suresi 6. ayet ; “ Çünkü şeytan sizin düşmanınızdır. Onun için sizde, onu bir düşman tanıyın…”

Bakara Suresi 168–169.ayetler ; “ Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size apaçık bir düşmandır. O,size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmeyeceğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”

İsrâ Suresi 53. ayet ; “ Kullarıma söyle; (insanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.”

Nahl Suresi 98–100. ayetler: “ Haydi, Kur’an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Gerçek şudur ki, iman edenler ve Rablerine güvenip dayananlar üzerinde onun hiçbir hâkimiyeti yoktur. Onun hâkimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a eş koşanlaradır.”

 

Hazırlayan; Aydın AKDENİZ.

Written by Ders Notları

November 8, 2008 at 12:56 pm